Şiddetin ardından: Louse Kennedy'nin Trespasses, Michelle Gallen'in Factory Girls ve Edurne Portela'nın Mejor La Ausencıa eserlerinde duygulanım ve hafızanın temsili
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İNGİLİZ EDEBİYATI ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: İngilizce
Öğrenci: HATİCE ESRA MESCİOĞLU
Danışman: HÜLYA YILDIZ BAĞÇE
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışma, çatışma sonrası romanların geçmişle yüzleşmenin yeni biçimlerini nasıl tahayyül ettiğini inceliyor. Louise Kennedy'nin Trespasses (2022), Michelle Gallen'ın Factory Girls (2022) ve Edurne Portela'nın Mejor la Ausencia (2017) adlı eserlerine odaklanan çalışma, her biri çatışma dönemlerinde büyümüş ve yaşam deneyimleri şiddet tarafından şekillendirilmiş üç kadının kaleme aldığı anlatıların kolektif hafıza ve duygulanımla nasıl özgün biçimlerde ilişki kurduğunu araştırıyor. Bu romanlar, Kuzey İrlanda ve Bask Bölgesi'ndeki şiddeti yalnızca etnik ya da dini ayrımlarla bölünmüş topluluklar arasındaki silahlı çatışmalar olarak sunmak yerine, şiddetin çok katmanlı biçimlerini açığa çıkarıyor. Çatışma dönemlerinde üretilmiş popüler kurgu türlerine başvurmakla birlikte, bu eserler aynı zamanda bu türlere ait kalıpları altüst ederek alternatif temsil biçimleri öneriyor. Trespasses, mezhepler arası uzlaşmayı alegorik biçimde anlatmak için sıklıkla kullanılan aşk romanı türünü yeniden yorumlayarak, utancı duygulanım olarak öne çıkarıyor ve çatışmanın ardından toplumsal uzlaşının farklı biçimlerini tahayyül ediyor. Factory Girls, gelişim romanı türünü kullanarak, geç kapitalizm ve çatışma arasında şekillenmiş bir toplumun çıkış imkanı sunmayan ortamında yaygın bir duygulanım olarak can sıkıntısını betimliyor. Mejor la Ausencia ise bildungsroman anlatısını kullanarak şiddet ortamında büyüyen bir kuşağın sosyalleşme sürecinde korku ve öfkenin nasıl kurucu hale geldiğini gösteriyor. Bu tez, söz konusu romanlarda duygulanımın analiz edilmesinin kişisel ile kolektif olan arasındaki karmaşık etkileşimi açığa çıkardığını ve bu anlatıların hâkim hafıza ve temsil biçimlerine nasıl meydan okuduğuna dair yeni perspektifler sunduğunu öne sürüyor. Sonuç olarak, bu romanların inşa ettikleri duygulanım dünyaları aracılığıyla alternatif hafıza mekânları olarak işlev gördüklerini ortaya koyuyor.