Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: İngilizce
Öğrenci: SİMAY CANSU EKİCİ ÜNER
Danışman: Ayşe Güliz Bilgin Altınöz
Özet:
Sınırlar, ulus-devletin topraklarını tanımlayan jeopolitik araçların ötesinde, aidiyeti, dışlanmayı ve yönetimi düzenleyen dinamik uygulama rejimleri olarak işlev görürler. Hem fiziksel hem de zihinsel kurgular olarak sınırlar, mirası sabit ve değişmez kabul eden yaklaşımları sorgular ve dönüştürür. Bu tez, mirası tekil ve farklı yorumlara açık bir nesne gibi değil, ilişkisel eklemlenmeler ile ontolojik olarak çoğul bir oluşum olarak ele almaktadır. Bu çerçevede, miras pratikleri ile sınır yapma süreçlerinin birbirini mekânsal, zamansal, politik ve sosyo-kültürel boyutlarda nasıl yeniden kurduğunu incelenmektedir. Çalışma, miras–sınır ilişkisini, hem mirasın hem de sınırların bilgisel ve ontolojik düzeyde sürekli yeniden şekillendiği bir onto-epistemolojik modülasyon alanı olarak kavramsallaştırmaktadır. Bu yaklaşımı analitik olarak yapılandırmak amacıyla beş modal konfigürasyon geliştirilmiştir: sınırdaki miras, sınırın mirası, sınırlayan miras üretimi, miras olarak sınır ve sınıra itilerek marjinalleştirilen miras. Araştırmanın inceleme alanını Güneydoğu Karadeniz’de yer alan Türk–Gürcü sınır peyzajı oluşturmaktadır. İmparatorlukların devamında Soğuk Savaş gerilimleri, Sovyet sonrası dönüşüm ve güncel sınır-aşırı politik süreçler tarafından şekillenen bu alan; Tao-Klarjeti manastırları, Sarp/Sarpi yerleşimleri, Maçahel Vadisi ve Muratlı Köyü üzerinden, çoklu miras–sınır ontolojilerinin bir arada var olduğu ve çatıştığı temas alanlarını görünür kılmaktadır. Yapılan çalışma, sınır bölgelerinde mirasın yalnızca bölgesel olarak tanımlanmış ya da kendiliğinden birleştirici özelliğe sahip bir varlığa indirgenemeyeceğini göstermektedir. Aksine, miras ve sınırlar farklı olası gelecekleri bir araya getiren değişken yapılandırmalar aracılığıyla birbirini yeniden kurmaktadır. Bu durum, koruma yaklaşımlarında ontolojik çoğulluğun ve bağlantısallığın gözetilmesi gerektiğini göstermektedir.