A POSTHUMANIST STUDY OF THE DYSTOPIAN NOVEL: MARGARET ATWOOD'S ORYX AND CRAKE, JEANETTE WINTERSON'S THE STONE GODS, DAVID MITCHELL'S CLOUD ATLAS


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İNGİLİZ EDEBİYATI ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: İngilizce

Öğrenci: MAHİNUR GÖZDE KASURKA

Danışman: Hülya Yıldız Bağçe

Özet:

Modernitenin yaşam pratikleri üzerindeki olumsuz etkisini gösteren yirminci yüzyıl distopya romanında yaşam politikası önemli bir husus olarak ortaya çıkar. Yirminci yüzyıl distopyası anthroposun yaşam pratiklerini düzenleyen otokratik rejimlere odaklanır. Gelişen teknoloji, artan çok uluslu şirketler ve ekolojik sorunlarla birlikte, çağdaş distopya insan-merkezli diskurdaki ötekileştirilmiş tüm diğer varlıklarla birlikte insanın da kırılganlığını ortaya çıkaran bir değişim gösterir. Çağdaş distopyadaki insan-merkezli olmayan bu eğilim eleştirel posthümanist bakış açısının farklılığı çeşitlilik olan görmesi ve modernitenin insan-merkezli bakış açısını eleştirmesi ile uyumludur. Bu çalışma çağdaş distopyada ortaya çıkan eleştirel posthümanist perspektifleri distopya romanının yaşam politikleri ile uyumlu olarak yeni bir kavramsallaştırmaya dikkat çekmektedir. Bu amaçla, bu çalışma zoe-yönelimli distopya roman kavramını çağdaş distopya romandaki insan olan ve olmayanın dolanıklığını destekleyen bir kavram olarak sunmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada Margaret Atwood'un Oryx and Crake (2003), David Mitchell'in Cloud Atlas (2004) ve Jeanette Winterson'ın The Stone Gods (2007) romanlarını eleştirel posthümanizm çerçevesinde zoe-yönelimli distopya romanın öncüleri olarak incelemektedir. Bu romanlar otokratik hükümetlerden çok uluslu şirketlere, doğa/kültür, insan/insan dışının dolanık ilişkiselliğine, distopya türündeki melez yapıya doğru geçişi ön plana almaktadır. Bu anlamda, çalışma çağdaş distopya romanında insan ve insan olmayan yaşam formları arasında karşılıklı kurulan bağın, kısıtlayıcı Hümanist tutuma tepki olarak, çeşitliliği kucaklayan bir tavır sergilediğini öne sürmektedir.