Erken Türkiye Cumhuriyeti Döneminde Cuma Hutbelerinin Ideolojik Devlet Araçları Olarak Kullanımı


Creative Commons License

Zorlu Durukan Ş. A.

Sunum, ss.88, 2025

  • Yayın Türü: Diğer Yayınlar / Sunum
  • Basım Tarihi: 2025
  • Sayfa Sayıları: ss.88
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Osmanlı İmparatorluğu'nun halefi olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, başlangıcından itibaren kapsamlı bir modernleşme ve Batılılaşma süreci başlattı. Bu süreç, yalnızca siyasi ve hukuki alandaki köklü reformlarla sınırlı kalmadı, aynı zamanda toplumsal yapının, kültürel normların ve kolektif kimliğin yeniden şekillendirilmesini de hedefliyordu. Cumhuriyetin ilk on yılında yeni bir sistemin temel yapı taşları oluşturulurken, 1930'lu yıllar bu temellerin sağlamlaştırılması ve toplumda karşılık bulması için yoğun bir ideolojik stratejinin uygulandığı bir dönem oldu. Bu dönemin başlıca hedeflerinden ikisi, yeni rejime olan güven ve bağlılığı pekiştirmek ve devletin öncülüğünde yürütülen korumacı sanayileşme modelini hayata geçirmekti. Bu hedeflere ulaşmak amacıyla, ulus inşa etme çabaları ideolojik ve kültürel boyutlara özel bir önem atfederek ivme kazandı. Devlet, toplumu ortak bir kimlik etrafında birleştirmek ve yeni değerleri benimsetmek için çeşitli mekanizmaları etkin bir şekilde kullandı. Bu mekanizmalardan biri de din alanıydı. Genç Cumhuriyet, geleneksel din anlayışını kontrol altına alarak, onu kendi ulus-devlet ideolojisiyle uyumlu hale getirmeye çalıştı. Bu stratejinin ilk ve kurumsal adımı, 1924 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulması oldu. Bu kurum, dini hayatı merkezileştirme ve devlete bağımlı hale getirme amacını taşıyordu. Ancak bu girişim, 1930'lu yıllarda daha da derinleşerek ideolojik ve kültürel bir boyut kazandı. Devlet, özellikle cuma hutbelerini ideolojik bir aktarım aracı olarak kullanma kararı aldı. Bu yeni yaklaşım, hutbelerin sadece geleneksel dini öğütlerle sınırlı kalmayıp, cumhuriyetin temel değerlerini, hedeflerini ve vatandaşlardan beklentilerini de içerecek şekilde dönüştürülmesini öngörüyordu. Cuma hutbeleri, özellikle kırsal bölgelerdeki ve daha muhafazakâr sosyal çevrelerdeki bireylere ulaşmada kritik bir işlev görüyordu. Bu kesimler için cuma namazı ve hutbe hem dini bir ritüel hem de toplumsal aidiyet duygusunun pekiştirildiği bir buluşma noktasıydı. Hutbelerin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından merkezi olarak hazırlanması ve Türkçe okunması, iktidar elitinin arzu ettiği ideolojik mesajların en geniş kitlelere yayılmasını sağladı. Bu hutbelerde işlenen temalar arasında ulusal birlik, devletin kalkınma çabalarına destek, milli iktisat, modernleşmenin erdemleri ve yeni rejime yönelik olumlu algılar yer alıyordu. Bu içeriklerin dini bir retorik içinde sunulması, mesajların toplumsal kabulünü artırarak, onları daha ikna edici hale getiriyordu. Bu yöntem, laik bir devletin dini söylemi kullanarak kendi politik ve kültürel hedeflerini nasıl meşrulaştırdığını ve toplumsallaştırdığını gösteriyordu. Bu çalışmanın temel amacı, 1927 ve 1928 yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan ilk Türkçe hutbe kitaplarının detaylı bir içerik analizini yaparak, bu hutbeler aracılığıyla devletin hangi idealleri, değerleri ve düşünceleri topluma yerleştirmeyi hedeflediğini ortaya koymaktır. Metinler, İslam'ı bireysel ve toplumsal kurtuluşa ulaşmak için zihnin, ruhun, niyetlerin ve davranışların iyileştirilmesi yoluyla bireyin kendisini tanımasını sağlayan bir din olarak sunarken, aynı zamanda güncel meseleleri ve yönetimin beklentilerini dini bir çerçeveye oturtarak doğrudan dini bir görev olarak aktarmaktadır. Çalışma, cuma hutbelerinin eylem odaklılık, geri kalmışlık eleştirisi, bilim ve aklın yüceltilmesi, çağa uyum sağlama ve ulusal varlığı sürdürme, ekonomi ve üretkenlik vurgusu gibi temaları işlediğini belirlemiştir. Özellikle ekonomik kalkınma ve çalışma ahlakı, dini bir yükümlülük olarak sunularak ulusal bağımsızlığın temeli olarak vurgulanmıştır. Hutbelerin tematik ve dilsel incelenmesi, laik bir devletin dinle kurduğu ilişkinin yalnızca bir kontrol mekanizması olmaktan öte, aynı zamanda aktif bir ulus inşa ve propaganda aracı olduğunu ortaya sermiştir. Bu analiz, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal kimlik oluşumundaki dini söylemin inceliklerini aydınlatacak ve zihniyet değişimini teşvik etme çabaları hakkında yeni perspektifler sunacaktır. Bu çalışma, Diyanet'in yayınları üzerinden bir ideolojik dönüşümün izini sürerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin erken dönem tarihi üzerine mevcut literatüre önemli bir katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Anahtar Kelimeler: Erken Cumhuriyet, Modernleşme, Reform, Din, Hutbe.

Established as the successor to the Ottoman Empire, the Republic of Turkey initiated a comprehensive process of modernization and Westernization from its very inception. This trajectory was not confined to radical political and legal reforms; it also aimed at restructuring the social fabric, cultural norms, and collective identity. While the fundamental pillars of the new system were erected during the first decade of the Republic, the 1930s witnessed an intensive ideological strategy designed to consolidate these foundations and foster societal receptivity. Two primary objectives of this era were reinforcing trust in and loyalty to the new regime, and realizing a state-led, protectionist industrialization model. To achieve these goals, nation-building initiatives gained momentum by placing particular emphasis on ideological and cultural dimensions.

The state actively mobilized various apparatuses to unite society around a common identity and inculcate new values. One of the most prominent among these domains was religion. The young Republic sought to subordinate traditional religious understandings to state control and align them with its nation-state ideology. The institutional precursor to this strategy was the establishment of the Directorate of Religious Affairs (Diyanet) in 1924, an initiative aimed at centralizing religious life and rendering it dependent on the state. By the 1930s, this endeavor deepened to acquire a distinct ideological and cultural orientation. Crucially, the state decided to utilize Friday sermons (khutbahs) as instruments of ideological transmission. This approach restructured the sermons beyond conventional religious homilies to incorporate the Republic's foundational values, objectives, and civic expectations.

Friday sermons served a pivotal function in reaching individuals, particularly in rural areas and conservative social milieus, for whom the Friday prayer and sermon constituted both a religious ritual and a communal nexus reinforcing social belonging. The centralized preparation of these sermons by the Directorate of Religious Affairs and their delivery in Turkish facilitated the dissemination of ideological messages sanctioned by the ruling elite across broad segments of the population. Themes addressed in these sermons included national unity, support for state developmentalism, the national economy, the virtues of modernization, and the cultivation of positive perceptions toward the new regime. Articulating these themes through religious rhetoric enhanced their social legitimacy and persuasive power, illustrating how a secularizing state deployed religious discourse to legitimize and socialize its political and cultural objectives.

The primary aim of this study is to conduct a detailed content analysis of the first Turkish sermon books published by the Directorate of Religious Affairs in 1927 and 1928, thereby uncovering the ideals, values, and principles that the state sought to inculcate in society through these texts. While presenting Islam as a faith that enables self-actualization through the refinement of the mind, spirit, intentions, and conduct to achieve individual and social salvation, these texts framed contemporary issues and governmental expectations directly as religious imperatives. The study demonstrates that the Friday sermons prioritized themes such as action-oriented conduct, the critique of backwardness, the exaltation of science and reason, adaptation to the contemporary era, the preservation of national existence, and an emphasis on economic productivity. In particular, economic development and the work ethic were framed as religious duties and foundational pillars of national sovereignty. The thematic and textual analysis reveals that the secular state's relationship with religion transcended mere surveillance and regulation, functioning as an active instrument of nation-building and mobilization. By delineating the nuances of religious discourse within early Republican identity formation, this analysis offers fresh perspectives on efforts to foster mental transformation, making a substantial contribution to the existing historiography of early Republican Turkey.

Keywords: Early Republic, Modernization, Reform, Religion, Friday Sermon (Khutbah)