XI. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Bursa, Türkiye, 17 - 19 Eylül 2025, ss.46, (Özet Bildiri)
Yeni materyalizm, insan öznesini failliğin tek odağı olmaktan çıkararak, varlığı hem insan hem de insan olmayan maddeye yayılmış dinamik bir eylemlilik alanı olarak yeniden tasavvur eder. Dolayısıyla toplumsal alan, insan öznesinin ontolojik önceliğinin olmadığı düz bir karşılaşma düzlemi olarak karşımıza çıkar. Bu felsefi tutum Jane Bennett’in düşüncesinde billurlaşır. Bennett’a göre faillik insan öznelere özgü, amaçlı bir eylemlilik durumundan ziyade insan veya değil, bütün ‘şey’lerin sahip olduğu bir maddesel etkinliktir. Burada, insan ve insan olmayan bütün maddeler etki yaratma ve ‘canlanma’ kapasitesine sahip varlıklar olarak yorumlanırlar. Bennett şeylerin sergilediği bu eylemselliğe thing-power (şey-iktidarı) der. Bu thing-power, ancak bir ilişkisellik içerisinde tezahür eder. Bennett ve onun düşüncesinde somutlaşan yeni materyalizmin sosyolojide süregelen yapı/fail, özne/nesne tartışmalarına önerdiği, eylemliliğin alana ve şeylere dağıldığı bu ontolojik düzleştirme, insan ve insan olmayan düalizmini aşmak için düşünsel bir alan açar. Ancak bu yaklaşım çeşitli çelişkileri ve etik-politik tartışmaları beraberinde getirir. Antroposentrik düşünme biçimlerinin ötesine geçmek ve toplumsallığı insanla sınırlı olmayan bir etkileşim alanı olarak kavramsallaştırmak, çoklu kriz çağımızda düşünsel bir gereklilik haline gelmişken; bu ontolojik çerçevenin kısıtlılıklarını, etik izdüşümlerini ve potansiyel kör noktalarını da eşzamanlı olarak sorgulamak büyük önem taşımaktadır. Bu bildiri, Bennett’in yeni materyalizminin failliği dirimselci (vitalist) bir mercekle yeniden yapılandırma girişimine odaklanacak; tüm maddelerin canlılığa sahip olduğu iddiasının, ilk bakışta varlıkların hiyerarşik konumlanmaları sarsıyor gibi gözükse de insan merkezli düşünceye dayanan bir varlık hiyerarşisini yeniden ürettiğini ileri sürecektir. Bu bağlamda, thing-power’ın bir canlılık tezahürü olarak yorumlanmasının, insan istisnacılığından radikal bir kopuş değil; canlılığı ayrıcalıklı bir ontolojik koşul olarak tahayyül eden antroposentrik eğilimlerin bizatihi bir yansıması olduğu savunulacaktır. Bu dirimsel materyalist (vital materialist) yaklaşımların insan olmayan varlıkları antropomorfize eder niteliğinin altı çizilecektir. Ayrıca, belirli bir özne-nesne konumunun olmadığı, nedenselliğin yalnızca ilişkiler ağı içinde biçimlendiği bu dağınık ontoloji içerisinde, sorumluluk fikrinin nasıl muğlaklaştığı ele alınacak; bu yaklaşımların iktidar ilişkilerini görünmez kılma potansiyeli etik ve politik boyutlarıyla tartışılacaktır.