Tez Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İngiliz Edebiyatı, Türkiye
Tez Danışmanı: Nil Korkut Naykı
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: İngilizce
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:
Bu çalışma, insan dışı öznelliklerin ilişkisel bir uzamsallığın inşasına nasıl katıldığına odaklanarak tiyatro ve uzam arasındaki canlı etkileşimi incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez, İngiliz oyun yazarı Caryl Churchill’in The Skriker (Çığlıkçı) (1994) ve Far Away (Çok Uzak) (2000) ve İngiliz tiyatro topluluğu Complicite’nin Mnemonic (Hafıza) (1999) ve The Encounter (Karşılaşma) (2015) adlı oyunlarına odaklanmaktadır. Tez, içten-eylemli ilişkilerin akışkan toplamı olan uzama dair belirgin bir farkındalık göstererek, insan ve insan olmayan aktörler arasındaki çok yönlü ilişkilerin mekânsal formlarda insan-merkezli olmayan iletişim biçimlerini nasıl harekete geçirdiğine odaklanmaktadır. Bu tür bir merkezsizleştirme, insan öznelliğinin tiyatro estetiğinde toptan ortadan kaldırılması pahasına gerçekleşmez; daha ziyade, tezin incelediği oyunlar, antroposen çağında insan öznelliğinin uzamsal ilişkilere gömülü olan doğasının etik olarak yeniden değerlendirildiğini gösterir. Bu, en gerçek anlamıyla posthümanist bir ilişkisellik anlayışına işaret eder; zira bu açılımda uzam, tiyatro metinlerinde insan faaliyetlerine yalnızca fiziksel bir zemin sağlamaktan ziyade, çoklu ilişkileri kolaylaştıran esnek ve akışkan bir hüviyettedir. Seçilen oyunlarda uzamın ilişkisel bir tavırla genellikle ekolojik dolanıklıklarda cisimleştiği düşünüldüğünde, daha geniş 'ekosofik' çıkarımlar yapmak da mümkündür; ilişkisel uzamların oluşumuna dair etik, ontolojik ve epistemolojik sorulara genellikle çevresel bir bilincin eşlik ettiği görülür. Caryl Churchill'in seçili oyunlarında bu bilinç, biraradalığı mümkün görünmeyen maddeselliklerin birlikte varoluşuyla ortaya çıkarken, Complicite'nin oyunları bunu insan ve insan olmayan failler arasındaki olumlu karşılaşmaları ve ağları ön plana çıkararak başarır. Bu çerçevede, bu çalışma, ilişkisel bir uzamsallık anlayışının, bir yandan madde ve insan öznelliğinin dünyasal deneyimler içinde zaten iç içe geçmiş ve somutlaşmış halinin insan-merkezci paradigmayı sarstığını, diğer yandan da insan-dışı eyleyiciliğin insanınkiyle eşit bir zemine getirildiği etik bir ilişkiler çokluğuna olanak tanıdığını ve bu doğrultuda teatral iletişimi insan ötesi bir uzamsal tahayyül içinde eşitlikçi diyaloglara açtığını öne sürmektedir.