İltizam Sistemine ve Sermaye Birikimine Yeni Bir Bakış


Orbay K.

Early Modenr Ottoman Studies Conference III, İstanbul, Türkiye, 4 - 06 Eylül 2025, ss.89-90, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.89-90
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi Adresli: Evet

Özet


Osmanlı ekonomisinde vakıfların aile servetini korumak ve biriktirmek için kullanıldığı görüşü yaygın olarak kabul görür. Vakıf sisteminin kullandığı gelir tahsili usullerinden biri iltizam sistemidir ve bu sistemin vakıf kurucusunun ve ailesinin dışından daha geniş sermayedar kesimlerin servetlerini artırmak için elverişli bir vasıta, bir yatırım sahası yarattığını söyleyebiliriz. İltizam bihassa büyük emperyal vakıflarda başlıca kırsal gelirlerin tahsilinde uygulanan ve 16. Yüzyıl sonlarından itibaren yaygınlaştığı izlenimini edindiğimiz bir sistemdir. Bu vakıfların kırsal gelir kaynaklarının coğrafi yaygınlığı ve mukataa birimlerinin farklı mali büyüklükleri farklı ölçekte sermaye birikimleri olan girişimcilere yatırım fırsatı sağlamaktadır. Öyleyse, sonrasında malikane sahipleri ve ayanlar olarak ortaya çıkan kesimlerin mültezim olarak sermayelerini ilk aşamada vakıf iltizamları üzerinden değerlendirdiklerini, yukarı ve aşağı dikey ilişki ağlarını kurduklarını, mültezim kesiminin içinden bazılarının sermayelerini büyüterek ve servet biriktirerek daha büyük iltizamlara ve mevkilere talip olduklarını düşünebiliriz. Bu tebliğ, vakıf iltizamlarının ayan ailelerinin ve onlarla yerelde işbirliği içinde olan kesimlerin yükselmelerine bir sermaye birikimi sahası açarak imkan sunduğu iddiasında bulunmaktadır. Bu iddiayı gözden geçirmek üzere, ilk olarak vakıf kaynakları ve vakıflarda fiili işleyişi üzerinden iltizam usulünün tanımına bir revizyon teklif etmektedir. Arkasından, Gelibolu’da Gazi Süleyman Paşa Vakfı, İstanbul’da Süleymaniye Vakfı ve Amasya’da 2. Bayezid Vakfı muhasebelerinde yer alan iltizam kayıtları üzerinden 16 ve 17’inci yüzyıllar içinde kalan belirli bir zaman aralığında mültezimleri takip etmekte ve mültezimler hangi kesimlerdendi ve mültezimlikde sermaye birikimine yol açabilecek bir devamlılık var mıydı sorularına yanıt aramaktadır. Ulaşılan ilk sonuçlar tebliğin iddiasının da gözden geçirilmesini ve daha geniş bir tarihçi meslektaş camiası ile paylaşımını zorunlu kılmaktadır.